opptatt
meşgul, dolu, busy\nEksempel: Jeg er opptatt nå, kan du ringe senere? (Şu an meşgulüm, sonra arayabilir misin?)
opptatt med
bir şeyle meşgul olmak\nEksempel: Hun er opptatt med å gjøre lekser. (O ödev yapmakla meşgul.)
opptatt av
bir şey ile çok ilgilenmek
foran
önünde
bak
arkasında
mellom
arasında
ved siden av
bitişiğinde\nEksempel: Du går til høyre ved butikken. (Dükkanın yanından sağa dönüyorsun.)
i
içinde
under
altında
over
üzerinde (havada, yukarıda)
på
üzerinde
til venstre (for)
solunda
til høyre (for)
sağında
rett fram
dümdüz ileride\nEksempel: Butikken ligger rett fram. (Dükkan dümdüz ileride.)
på andre siden av
öteki tarafında, karşısında\nEksempel: Huset mitt ligger på den andre siden av Laksevåg senter. (Evim Laksevåg merkezinin karşı tarafında.)
i nærheten av
yakınında
fram
ileri
tilbake
geri
gjennom
içinden, arasından\nEksempel: Elva renner gjennom byen. (Nehir şehrin içinden akıyor.)
ei bro
köprü (bridge)\nEksempel: Det går ei bro over elva. (Nehir üzerinde bir köprü var.)
å forurense
kirletmek, pollute\nEksempel: Fabrikken forurenser lufta. (Fabrika havayı kirletiyor.)
en fotgjenger
yaya (pedestrian)\nEksempel: Fotgjengere må krysse veien på fotgjengerfelt. (Yayalar yolu yaya geçidinden geçmelidir.)
heldig
şanslı, lucky\nEksempel: Jeg er heldig som har en god familie. (İyi bir ailem olduğu için şanslıyım.)
De stemmer
doğru, evet öyle, “tamamdır” (onaylama ifadesi)